Uşak ili Protohistorik Dönem Yüzey Araştırmaları Projesi (UPDAP) kapsamında, “Araştırma bölgesi” olarak geçen alan Uşak ilinin doğusunda yer alan Banaz ilçesi sınırları ile Kuzey-orta ve batı bölümünü içine alan Merkez ilçe sınırlarının tamamını kapsamaktadır. Bu alan yaklaşık olarak 38° 27`-38°55`N enlemleri ile 28°  49` 48“-30°  01` 00“ E boylamları arasında kalmaktadır (Harita 1). Yukarıda ayrıntılı olarak coğrafi özellikler paylaşılan yaklaşık 2400 km2’lik araştırma bölgesinin kuzey sınırını Murat Dağı ve Elmadağ oluşturmaktadır. Büyük Menderes Nehrinin kolu olan Banaz Çayı ve Gediz Irmağı araştırma bölgesi içindeki iki önemli akarsudur. Bu akarsulardan Banaz Çayı’nın oluşturduğu Banaz ve Uşak ovaları yerleşime elverişli alanlar yaratmıştır. Araştırma bölgesinin seçilmesinde coğrafi nedenlerinin yanı sıra arkeolojik potansiyel ve araştırmaların eksikliği etkili olmuştur.

Harita 3: Yıllara göre Araştırma bölgesini gösteren harita (B.Beşikçi)

Uşak’ta yapılan arkeolojik araştırmalar yıllara ve amaçlarına göre yukarıda sıralanmıştır. Halen devam eden ve Harun Oy[1] başkanlığında yürütülen yüzey araştırmaları bölgenin İlk Tunç Çağı kültür izleri odaklıdır. Devam eden diğer bir çalışma, Münteha Dinç[2] başkanlığında yürütülen yüzey araştırmasıdır ki bu araştırma da Uşak ili ve ilçelerindeki Eski Yunan-Roma (Arkaik, Klasik, Helenistik, Roma) yerleşimlerinin belgelenmesini hedeflemektedir. Devam eden ve sona ermiş tüm araştırmalarda Uşak bölgesinde, özellikle Orta Tunç, Geç Tunç ve Demir Çağları ile ilgili, önemli dinamikler dikkate alınmamıştır. Öncelikle araştırma bölgesinin arkeolojik potansiyelini özetlemek gerekiyor.

Araştırmaların kronolojik dizindeki başlangıç noktasında Orta Tunç Çağı’nın tarihsel coğrafyasında Uşak bölgesinin durumu yer almaktadır. Anadolu’nun neredeyse tamamında izlenebilen kültürel ve siyasi gelişmelerin yaşandığı Orta Tunç Çağı ile ilgili bilgiler Uşak için yetersizdir. Kimi teoriler üzerine kurulan siyasi şekillenmenin için de Uşak bölgesindeki yerleşimlerin ne gibi özellikleri vardı? Özellikle Gojko Barjamovic’in Purushanda’nın Acemhöyük’ten ziyade daha batıda aranması gerekli[3] olduğu yönündeki fikirleri ve Assur Ticaret Koloni Çağı’nda Batı Anadolu’nun durumuna destek sağlayacak yeni bulgular belki de Uşak bölgesinden gelecektir.

Batı Anadolu ile ilişkileri yazılı kaynaklardan bilinen Hititlerin, Batı Anadolu yayılım güzergâhları, Ege kıyılarıyla bağlantı yolları, komşu ülkelerle ilişkilerinin durumu ve Uşak bölgesindeki kültür izleri önemli sorulardan bazılarıdır. Hitit kaynakları, batı kaynaklarında bilinmeyen Arzawa’dan[4], ilk olarak MÖ 16. yüzyılda bahsedilen Mira, Seha ve Haballa ülkelerinden oluşan bir bölge olarak bahseder. Arzawa MÖ 14. yüzyılda kendini Hitit İmparatorluğu’nun ciddi bir rakibi olarak görür. Hitit İmparatorluğu’nun zayıfladığı dönemde Arzawa’nın gücü artmıştır. Mısır firavunu III. Amenophis Arzawa’dan Hitit İmparatorluğu’nun varisi olarak bahseder. Son olarak II. Murşili Kral Uhhaziti’nin başkenti Abasa’ya bir sefer yapar ve Astarpa Nehri savaşında elde ettiği zaferle Arzawa’nın sonunu getirir. Kral Uhhaziti, ailesiyle birlikte Ahhijawa Kralı hâkimiyetindeki adalara kaçar.

Arzawa, Mira, Seha, Lukka veya Ahhijawa’nın lokalizasyonuyla birlikte etimolojik benzerliklere sahip antik kentlerin (Apasa=Ephesus, Millawanda=Miletus gibi) Hitit kaynaklarındaki yer isimleriyle eşleştirilmesi yoğun bir şekilde tartışıldı. Ancak Hawkins[5] tarafından Karabel anıtının yeniden değerlendirilmesiyle Batı Anadolu için uzun bir süre kabul gören bir görüş hâkim oldu. Karabel anıtında “Mira kralı Tarkasnawa” adının okunması büyük önem taşımaktadır. Hawkins’in yorumundan sonra, IV. Tudhaliya MÖ 14.-13. Yüzyılda yazdığı Milawata mektubunun alıcısının Mira kralı Tarkasnawa olduğu düşünülmektedir. Karabel üzerindeki yazıtta Mira’nın batıda Karabel’e ve hatta muhtemelen kıyıya kadar uzandığından bahsedilir. Burada Yunan anakarasıyla eşleştirilen Ahhijawa Ülkesi’nin egemenliğindeki bölgeyle sınır oluşturur. Mira’nın Kuzeydeki sınırı Seha Ülkesi (Gediz Bölgesi) ve Willusa ülkeleriyken doğudaki sınırı doğrudan Hatti’dir[6].

Hitit İmparatorluğu’nun batı sınırı veya II. Murşili tarafından bölünmeden önce Arzawa’nın çekirdeği olan Mira ülkesinin doğu sınırı, MÖ 16.-14. yüzyılda Hitit-Arzawa çarpışmalarının olduğu yerdir. Sınır bölgesindeki soruların arkeolojik cevapları araştırma için seçilen bölgede aranmalıdır. Hawkins’in düşündüğü gibi, sınır bölgesi Anadolu platosunun batı kenarındaki Afyon[7] veya Uşak’ın doğu sınırında olmalıydı. Mellaart’ın yüzey araştırmalarına göre Banaz Höyük,  Bu bölgedeki Orta ve Geç Tunç Çağı’nın en büyük yerleşimlerinden biri olarak değerlendirilebilir. Prehistorik çağlara kadar uzanan yerleşim izleri ve jeopolitik olarak konumu Banaz Höyük’e önemli bir konum kazandırmaktadır. Ancak stratejik konumu ve önemi dikkat çeken Banaz Höyük şimdiye kadar detaylı olarak incelenmemiştir. Sadece Höyük üzerinde değil aynı zamanda kuzey doğu ve güneydoğusundaki dağlık arazi de bilinmeyen bir bölge olarak kalmıştır.

Hitit karayolunun B. Menderes üzerinden mi yoksa biraz daha kuzeydeki Gediz Vadisi üzerinden mi geçtiğini anlamak projenin amaçlarından birisidir. Bu sorunun çözümünde B. Menderesin kuzey tarafında yer alan Elmacık Höyük anahtar rol oynamaktadır. İlk gözlemlerle bir iç kale ve doğusunda Demirler deresinin sınırladığı bir dış kente sahip olan höyükte, Mellaart’a göre Demir Çağ tabakalarının altında Orta ve Geç Tunç Çağ tabakaları bulunuyordu. Elmacık Höyük’ten bulunacak olan Orta ve Geç Tunç Çağ seramikleri Beycesultan ve Seyitömer’den ele geçen buluntularla yeniden karşılaştırılıp tarihlenebilir[8]. Uşak’taki bu araştırılmamış alan bu iddiaya yeni kanıtlar sağlayacaktır.

GTÇ sonunda Yunanistan’da ve Yakın Doğu’daki çağdaşları gibi Hitit’in yıkılışıyla ilgili politik teorilerle birlikte deprem ve kıtlık gibi doğal etkiler ortaya atılmıştır[9]. MÖ 13. yüzyılın ikinci yarısına ait Hitit tarihi belgeleri, iç ve dış olaylardan dolayı krallığın politik gücünün sallantıda olduğunu bildirmektedir. Doğuda Assur, batıda Ahhiyawa kaynaklı rahatsızlıklar ile politik başarısızlıklardan doğan sorunlar, ordunun ve Hitit merkezi yönetiminin direncini kırmıştır[10]. Olayların yaşandığı dönemde farklı bölgelerde farklı senaryoların yaşanması çöküşün ortak paydaşından uzaklaştırmaktadır. Kesin olan tek şey II. Šuppiluliuma’dan sonra Hitit yazılı kaynakları susmuş ve MÖ 12. yüzyılın başında Hitit İmparatorluğu sona ermiştir. Tarihsel çerçevede Hitit İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla GTÇ’nin sona erip Demir Çağı’nın başladığı kabul edilmektedir[11].

Sözü geçen gelişmelerin ardından yaşanan dönem (MÖ 12. Yüzyıl ve 9. Yüzyıl arası) Orta ve Batı Anadolu için “Karanlık Çağ” olarak adlandırılmıştı. Ancak Çorum/Boğazköy[12], Yozgat/Çadır Höyük[13], Ankara/Yassıhöyük-Gordion[14], Kırşehir/Kaman-Kalehöyük[15] ve Vezirköprü/Oymaağaç Höyük[16] gibi merkezlerde son yıllardaki yapılan kazılar sayesinde aydınlatılmaya çalışılmaktadır. Hitit’in sınır bölgelerinden belki de tarım ve yerleşim için uzun göçler sonucunda gelen yeni yerleşimciler, organize bir kolonist gibi değil de daha çok gecekonducular gibiydiler[17].

Orta Anadolu’nun batısında Mira ve Seha Ülkeleri’nin yıkılışı ile Sardeis’te Lidya Krallığı’nın yükselişi arasındaki dönem arkeolojik belgelerin yetersizliğinden dolayı karanlıktır. Herodotos’a göre, Lidya MÖ geç  2. ve 1. Bin yıllarda iki hükümdarlık tarafından 500 yıldan fazla bir süre yönetilmiştir: Atyad hükümdarlığı, Herakleidai Hükümdarlığı ve son olarak Mermnadai Hükümdarlığı[18]. MÖ 12. yüzyılın başlarında Sardeis’in Herakleid’ler tarafından ele geçirilişi ile ilişkilendirilebilen bir tahrip tabakası vardır. Fakat sınırlı görülen bu tabakalanma yerleşimin tümünü kapsayan değerlendirmeleri zorlaştırmaktadır. Herodotos’un erken sülaler meselesi, MÖ 8. yüzyıl sonu 7. yüzyıl başında Homeros’un Maiyonyalılar olarak adlandırdığı halklarla daha da karmaşık bir hal alır. Erken Lidya Dönemi’ne ait materyal kültürde Sub-Miken ve Protogeometrik seramikler yerel Lidya seramikleriyle (Black on red) birlikte görülmeye başlar. Yabancı etkilerin görülmeye başladığı erken Lidya döneminden sonrası Orta Lidya Dönemi olarak adlandırılır (MÖ 7. yüzyıl ile 6. yüzyıl ortalarına kadar). Bu dönemde Gyges saltanatıyla başlayan, Ardys, Sadyattes ve Alyattesle devam edip Kroisos ile son bulan Mermnadlar hanedanı iyi bilinmektedir. Özellikle bu evrede, Lidya krallığının Anadolu’daki diplomatik, askeri ve ekonomik ilişkilerinin yanısıra batıda Grek ve Yakındoğu’da Assur ile ilişkiler artmıştır. Dönemin sonuna doğru Lidya’nın doğudaki sınırı Kızılırmak olmuştu. Fakat Medlerle yapılan anlaşmayı bozan Kroisos Pers kralı Kyros ile Pteria’da karşı karşıya geldi ve Kyros’un onu Sardeis’e kadar sürüp Lidya Krallığı’na son vermesiyle Orta Lydia Dönemi de sona erdi (MÖ 547-545). Ardından yaşanan dönem Geç Lidya veya Akhamenid dönemi olarak nitelendirilmektedir (MÖ 6. yüzyıl ortalarından 4. yüzyıl sonlarına kadar) [19].

Lidya İmparatorluğu geçirdiği tüm bu süreç içerisinde sınırları Ege kıyılarından kuzeydoğuda Karadeniz kıyılarına, Orta Anadolu’dan göller yöresine ve Konya Ovasına kadar uzanmıştır. Bir çok bölgede seramik buluntular yardımıyla tanımlanmıştı. Ancak bu bölgelerdeki hakimiyet durumları ile ilgili detaylı bilgilere sahip değiliz. Araştırma Bölgemiz olan Uşak’ın orta ve batı bölümü, Büyük Lidya Krallığı olarak adlandırılan bölgenin sınırları içindedir (Bkz. Roosevelt 2009, 39, Figure 3.4.). Uşak Bölgesi, sadece seramik buluntular değil aynı zamanda ölü gömme gelenekleri ve mimarileriyle ilgili de bilgilerin elde edildiği bir bölgedir. Araştırma tarihçesi bölümünde bahsedilen son dönem Uşak ili yüzey araştırmalarında Lidya olabilecek yerleşimler göndermeler yapılmıştır ancak farklı dönemlere odaklanan söz konusu araştırmaların sonuçlarında detaylı bilgiler bulunmamaktadır.

Uşak ilinin doğu bölümü ise Frigya bölgesi sınırları içine girmektedir. Friglerin kökeni ve Anadolu’ya gelişleri konusunda halen tartışmalar süregelmektedir. Friglerin başkenti Gordion’daki kazılardan gelen arkeolojik malzemeler buradaki halkın kökenini ortaya koymak amacıyla iyi analiz edilmiştir. Bunun yanı sıra Dorylaion/Şarhöyük ve Hattuşa/Boğazköy gibi Tunç Çağı tabakalarına sahip yerleşimlerde Geç Tunç Çağı’ndan Erken Demir Çağı’na geçiş iyi araştırılmıştır[20]. Geçiş tabakalarındaki Balkanlara özgü el yapımı çanak çömlekler, yarı toprağa gömülü, dikdörtgen  sığ temeller üzerine çamur sıvalı saz duvarlarla yapılan evler değişimlerin materyal kültür üzerindeki yansımaları olmuştur. Bu değişimler düşmanca değilde barışçıl olarak bölgeye yapılan göçlerle ilişkilendirilmiştir[21]. Yeni gelenlerden 200 yıl sonra bir devletin oluşumu, oluşan devletin adının Frig olduğu ve başkentinin de Gordion olduğu yapılan kazılardan açıkça bilinmektedir. Gelişmelerin yavaş ilerlediği ilk yıllar Erken Frig Dönemi (MÖ 950-800) olarak adlandırılmıştır. . Erken Frig Dönemi olarak bilinen bu dönemin MÖ 700’lü yıllarda Kimmer istilalarıyla sona erdiği düşüncesi hâkimdi. Dönemin sonuna işaret eden ‘Yıkım Tabakası’ (YHSS 6A) analitik yöntemlerle yeniden değerlendirilmiş ve söz konusu yıkımın MÖ 830-800 tarihleri arasında yaşandığı ortaya konulmuştur[22]. Yıkımdan Pers işgaline kadar olan dönem ise Orta Frig Dönemi olarak (MÖ 800-550) bilinmektedir. Friglerin en parlak zamanı da Orta Frig Dönemidir. Bu dönemde Assur kaynaklarında ilk defa II. Sargon döneminde “Muşkili Mita” geçmektedir. Muşkili Mita, Frigli Midas olarak yorumlanmaktadır. Kral Midas zamanında Frigler doğu ve güneydoğuya genişlemiştir[23]. Bu dönemde Friglerin batı hareketi konusunda bilgilerimiz eksiktir. MÖ 7. Yüzyıl Frigya’nın karanlık dönemidir. Eldeki yazılı kaynakların yetersizliğine rağmen en azından Lidya kralı Gyges (MÖ 7. Yüzyıl ortaları) zamanında Orta Anadolu’nun baskın gücü Frigya Krallığıydı. Kimmerleri Anadolu’dan çıkaran Lidya kralı Alyattes (yak. MÖ 610-560) saltanatından sonra Assur ve Urartu yazılı kaynakları Friglerden söz etmez. Bu noktada Lidya Krallığı hakimiyetinde bir Frig bölgesinden söz etmek mümkündür[24]. Uşak-Güre Basmacı tümülüsünden çıkan eserlerde ve Sivaslı ilçesinde yer alan Selçikler Tümülüsünde Frig etkileri görülmektedir.

Geç Demir Çağ’da Anadolu’nun neredeyse tümünde olduğu gibi Batı Anadolu’da da Pers Hakimiyeti başlamıştır. MÖ 590 yılında Kral Kyaxares hâkimiyetindeki Medler, Yukarı Mezopotamya’dan Anadolu’ya ve nihayetinde Kızılırmak Nehri’ne ulaşmıştırlar. Bu dönemde Kappadokia topraklarında hak iddia eden Lydia Kralı Alyattes ile Med Kralı Kyaxares beş yıl süren bir savaşa giriştiler[25]. Ortada geçen savaş anında yaşanan güneş tutulması, MÖ 585 yılı Mayıs’ında savaşın bir antlaşmayla sona ermesine sebep olmuştur.  Alyattes’ten sonra başa geçen Kroisos, (MÖ 561-546) Kızılırmak Nehri’nin batısında Kilikya ve Likya hariç tüm ulusları egemenliği altına almıştır[26]. Bu durum, Kızılırmak’ın doğusunda Lidya kültürüne ait bir iz bulunmadığına da bir açıklama getirmektedir. MÖ 550’de Pers Kralı II. Kyros (MÖ 559-529), Kyaxares’in oğlu Astyages’in krâli şehri Ekbatana’yı fethetmiştir[27]. Aynı dönemde Lidya Kralı Kroisos, Kızılırmak nehrini geçerek Pteria[28] kentine kadar ilerlemiş, ona hiçbir şekilde zarar vermeyen çevre halkına zarar vermiş ve onları göç etmek zorunda bırakmıştır[29]. Bu esnada batıya doğu ilerlemekte olan Kyros ile MÖ 547 yılında Pteria önünde karşı karşıya geldiler. Kroisos’un ordusu zayıftı ve ilk çarpışmanın ardından Kyros’un kendisine saldırmadığını gören Kroisos, Sardeis’e geri dönüş yoluna koyulmuştur. Planında ordusunu güçlendirip kışın ardından ilkbahar başında Perslere karşı tekrar yürümek vardı. Ancak Kyros Sardeis’e geri dönen Kroisos’un peşinden gitmiş ve Lidya topraklarına girmiştir. Sardeis önünde toplanan her iki ordu ağır kayıplar verdi. Kroisos, müttefiklerinden yardım istedi; fakat Spartalılar müdahale edemeden, kuşatmanın 14. Gününde Sardeis düşmüş, Kroisos canlı olarak ele geçmişti[30]. Bu tarihten sonra Anadolu’da Pers hâkimiyeti başlamıştır. Büyük Kyros, Sardeis’i ele geçirdikten sonra Anadolu’yu beş satraplığa ayırmıştır. Büyük İskender’in Anadolu’yu fethine kadar Lidya, Frig, Yunan ve Akhamenid etkileri bir arada görülmüştür. Uşak/Güre’de bulunan tümülüslerden elde edilen arkeolojik materyalin analojik değerlendirmeleri söz konusu kültürlerin araştırma bölgesi içinde bir arada bulunduğuna kanıt sağlamaktadır.

Konumu ve yukarıda özetlenen kronolojik dizinin içinde etkin bir aktör olan Uşak, Anadolu arkeolojisi için önemli bir bölgeyi temsil etmektedir. Gerek Tunç Çağı yerleşim haritalarında gerekse de Demir Çağı haritalarında sınır veya daha ziyade kavşak konumundadır. UPDAP’ın amacı, araştırma bölgesindeki Orta Tunç Çağından Demir Çağı sonuna kadar olan iskânın modelini, hiyerarşisini ve bölgeler arası etkisini ortaya koymaktır. 3 yıl yapılması planlanan araştırma sırasında kullanılacak analojik metotlar ile dijital teknolojiler söz konusu amacı gerçekleştirmemize katkı sağlayacaktır.

Yukarıda paylaşılan veriler ve amaç doğrultusunda, UPDAP’ın dönemsel kapsamının erken tarihini Orta Tunç Çağı’nın başlangıcı olan MÖ 2000 olarak kabul edebiliriz. Ancak zamansal kapsamda odak noktalarından biri Hititlerin Batı Anadolu’ya hareketinin başladığı dönem olan MÖ 17. yüzyıldır. Bu dönemden Hitit İmparatorluğu’nun tarih sahnesinden silindiği MÖ 1190 tarihine kadar olan dönem araştırmanın dönemsel kapsamının ilk bölümünü oluşturmaktadır. MÖ 1190’da Hititlerin ortadan kalkmasıyla oluşan otorite boşluğunun nasıl doldurulduğu halen tartışmalıdır. MÖ 12. yüzyıl ile MÖ 330 arasını kapsayan Demir Çağı dönemsel kapsamın ikinci bölümünü oluşturmaktadır.

[1] Yrd.Doç.Dr. Harun Oy ile planlanan yüzey araştırmasının amacı ve kapsamı görüşülmüş, iki projenin amaçları ve kapsamları çakışmadığı için kendisi de uygun görmüştür.

[2] Yrd.Doç.Dr. Münteha Dinç ile planlanan yüzey araştırmasının amacı ve kapsamı görüşülmüş, iki projenin amaçları ve kapsamları çakışmadığı için kendisi de uygun görmüştür.

[3] Barjamovic 2011: 357 vd.

[4] Alparslan 2015:131-142

[5] Hawkins 1998:1-33; Hawkins 2015:15-35

[6] Hawkins 1998:1

[7] Hawkins 2015:24-27

[8] Pavuk 2015:92-96

[9] Bryce 2005: 340

[10] Yakar 2006: 34

[11] Kealhofer-Grave 2011: 415

[12] Boğazköy’de ilk olarak Büyükkaya’da açığa çıkarılan EDÇ yerleşiminin izlerine ele geçen buluntular ışığında Büyükkale ve Sarıkale’de de rastlanmıştır. Seeher 2004: 73

[13] Genz 2001: 159

[14] Grave ve diğerleri 2009: 2162 vd.

[15] Matsumura 2008: 41 vd.

[16] Yılmaz 2014: 69-78.

[17] Seeher 2010, 222

[18] Greenewalt 2010: 7-37

[19] Roosevelt 2009: 11-31.

[20] Grave ve diğerleri 2009: 2162 vd.

[21] Berndt-Ersöz 2012: 21

[22] Voigt 2009: 233-235

[23] Vassileva 2008: 165 vd.

[24] Sivas 2007: 77.

[25] Kuhrt 2007: 252

[26] Bu uluslar, Frigyalılar, Mysialılar, Mariandynler, Khalybler, Paphlagonialılar, Thraklar, Thynler, Bithynialılar, Karlar, İonlar, Dorlar, Aiollar, Pamphylialılardı. Herodotos I, 28

[27] Kuhrt 2007: 363.

[28] Pteria, Herodot tarafından Sinop ve çevresine lokalize edilmektedir. Pteria, K. Bittel ve E.M. Bossert tarafından Boğazköy, S. Przeworski ve G.D. Summers tarafından Kerkenes Dağ, Olmstead tarafından Alacahöyük civarına ve Th. Macridy ve Dönmez tarafından ise Akalan’a yerleştirilmektedir.

[29] Herodotos I, 76

[30] Herodotos I, 77-86